Anasayfa | KaybedenlerKulübü | Bende yazayım | Saçmala | FotoLOG |Son |Linkler |İletişim

- merhaba, yalnız olmaktan hoşlanıyorsun sanırım...
- yalnız olmaz insan, yalnız bırakılır!

gençkız: garipsin...uzaksın bana, sanki geceleri evimin balkonunu açık bırakıyorum, sen içeri giriyor, evimde geziniyor, rastlarsan benimle konuşuyorsun. Sana rastlamasam beni hiç esnetmiyorsun bile, varlığını hissettirmiyorsun, ne aksi bir ihtiyar, ne şaşkın bir çocuk, ne ölümcül bir hasta; ıslah edilemez bir deli veya kahırlı bir aşık da olmuyorsun... gelip beni görüyor ve gidiyorsun sessiz. İn misin, cin misin, ihtiyacım olduğunda neredesin bilmiyorum, çok fazla bir şey istemiyorum, benimle olduğunu bilmek istiyorum sadece...


gençerkek: bu bildiğin, bilebileceğin gibi değil... “yaşamayan bilemez” buhranı girmesin istiyorum aramıza ama oysa ben alaturka hüzünlerle, alafranga hazinlerle ayrılmışken hayattan, bir ölüyü yaşamanı istemiyorum. Seninle konuşuyorum, çünkü seninle konuşabilmek beni ayakta tutan, seni esnetmiyorum, rahatsız etmek istemiyorum çünkü iyisin böyle, iyi olacaksın, zamanlı zamansız gelip de sana, ömür boyu illet edilecek anılar bırakamam, buna dayanamam...


gençkız: ben, seni ve beni bu dünyadan çok farklı bir yerde düşündüm; aklı, yüreği, tarihi düşünmedim, katmadım ikimizin içine; bundan, böyle üzülüyorum işte... üzülüyorum, istedim ki, istediğimizi sandım ki, birbirimizin kaçamağı olalım, darlıklarda, taşlıklarda, yürüyemezken, düşünemezken, yaşamaya telaşın içinde, içimize çektiğimiz nefes genzimizi yakarken, tazı tut'ken tam sırtımızda koşan, muhabbet kuşumuz gözlerimizin önünde can verdiğinde, tutunacak, direnecek, kavrayacak halimiz kalmadığında birbirimizin molası olalım, birbirimize kaçalım ve dünyadan kurtulalım.


gençerkek: ciğerim, şehirlerde büyümeye terkedilmiş çiçeğim, dostum, herkimsem, biz zaten dünyadan çok farklı bir yerdeyiz; seni, beni, biz yaptığımızdan beri bu dünyanın dışına taşıdık gerçekliklerimizi. öyle bir yerdeyiz ki, burada denklemlere uymayız, dengelemek, dengelenmek ihtiyacımız yoktur, patronu yoktur bulunduğumuz yerin, demagoji yoktur, anaokulu çocuğu gibi yılışık değilizdir, ahmet'in oğlu, ayşe'nin kızı değilizdir, dünyadan bir zerre taşımayız üzerimizde, yalınayak dururuz, yalınayak ve çırılçıplak, anadan doğduğumuz gibi. ama kalabalıklara, kurallara, sistemlere doğmuş gibi değil, doğmayı sırf "ikimiz" olmak için seçmiş, onların arasında sırf bunun için birinci olmaya çabalamış ve birbirimize doğmuş gibi.


gençkız: aklımın ötesinde bir yerden bahsediyorsun; kudurmuş hayat şartlarının, ensemde, omuzlarımda, ayak bileklerimde taşıdığım yüzlerce yılın, etrafımı çepeçevre sarmış, körleştiren kor, köz ve kavruk toz bulutunun içinden, onlar oldurulmaya zorlandığım, vajinamdan içeri bir şeyler sokmak için fırsat kollayan veya bunu zorla yapan hayvanların arasındayken ben, kimi zaman, o kadar lanet ki, içime pis, zehirli bir şeyler sokulması karşılığında karnımı doyurabilirken, rengini hiç bilmediğim, tanışamadığım fakat hep kırbaçlandığını, boğulduğunu hissettiğim ruhum inandığım herkes tarafından kullanılırken, paranın, torpillin, imzaların hüküm sürdüğü bu boyuttan, birisinin karşısında tüm saflığımla çıplak kaldığım ilk gün acımasızca ve sevgisizce, hayvanlığın işkence ettiği bir bedene dönüşmüşken ben, rüyalığa çağırıyorsun beni, rüya olmaya... bunları söylemek istemezdim ama beni rüya olmaya çağıran da sensin, bana dokunmayan, ulaşmayan, arada bir ama en çok, ben gelirsem beni gören, işte o zamanlar sarılan, güldüren, dinlendiren, sadece o zamanlar masallar anlatan ve var olan, sadece arada bir var olan sen; bu kadar çekmemiş, yaşamamış ve böylesine muhtaç olmasam seni yine sever miydim diye sormaktan kendimi alamıyorum yalnız kaldığımda...


gençerkek: zalimlik bu, zalimlik hayatın insanın boynuna astığı en genel tecrübe. ama asıl zalimlik beni onlara benzetmen, dahası onlardan ayırmaman. aramıza sokuşturduğumu iddia ettiğin mesafeyi de yaratan ben değilim sadece, çünkü ben onlardan biri olmaktan kurtulamıyor ve durum böyleyken sana daha yaklaştıkça, sana kaldıkça, aşığın olduğumda onlardan biri olacağımı, hemen başlangıçta, seni en az onlar kadar incitmiş olmanın yekünüyle başlayacağımı düşünüyor, korkuyorum. şimdi sen, benim seni çağırdığım rüyalaşmaya niyetli olsan, fakat tastamam and içsen buna inansan, bunu tek başına yapmayacağımı, her daim kilit ve kol kanat olacağımızı hissettirsen bana, ya da bir gün ağzından "benim için benden önemlisin" diye bir söz çıksa, gözlerin yaşarsa, ben kaçamak olur muyum böyle? aşklar böyle kurulur, böyle aşık olunur, birini kendinden daha çok seversin, hayatının her anında, hayatın her ihtimaline zorluğuna karşı, tüm engellere karşı direnir ve onu sevmekten vazgeçmezsin, ondan daha önemli bir işin olamaz mesela, onun bir ayağı çukura batsa, onu çıkarıp bir müddet onunla kalamdan bir yere gitmezsin, çok uykusuzsa, uyuyamıyorsa, derdi dördü aşmışsa, onu uyutmadan, zerre bile ayrılmazsın yanından. sen bu güveni verdin mi bana hiç, hep gitmen gerekliydi ve ben senin molan oluyordum, yorulduğunda, daraldığında, halen de buna dayatıyorsun, "senin olayım" demiyorsun bana hiç, hayatın derdinden arada sırada kaçalım diyorsun birbirimize, başka önemli şeyler, bizin hep daha ötesinde, daha önemli oluyor.


gençkız: ben ne diyorum, sen ne diyorsun?


gençerkek: diyorum ki, bırak şimdi onu, bunu, beni. bak kendine, işine gücüne; ben biliyorum kendimi, seni mutlaka yarı yolda bırakıp gideceğim, çünkü şimdi bile dayanamıyorum bu sersefil, sonuçsuz çabalamaklara, her yanım gerilim. bak işte yine bir gerilim ve bunu yaratan da ben değilim, farkında mısın, seni hiç bırakmamak istiyordum az önce, hep birlikte bulunmak, oluşmak, oh'uşmak, uyuşmak istiyordum, en çok da sana güvenmek zira fakat yani şimdi


gençkız: kahve diyorum, kahve ister misin?


gençerkek: isterim ama senin yapmanı isterim, senin sırf bana, özene bezene ve bu yaptığından zevk alarak kahve yapmanı isterim, o kahveyi de bütün gerilimlerimi geride bırakarak, tüm sinirlerimi gevşeyeterek yudumlamak.


gençkız: kelam etmek kolaydır ama alim olmak zordur derler veya demelilermiş; ikimiz de ikimize, ikircikli, telaşlı, deli dolu anlatıyoruz. anlatıyoruz ama anlatıyoruz, şimdi sen benim söylediklerimden ne kadarını hatırlıyorsundur, ne kadarını ciddiye alacaksın veya senin hareketlerinde, davranış biçimlerinde, arzu, isteklerinde etkili olacak bunlar ya da senin söylediklerin benim aklımın neresine yerleşecekler, ciddiye alacak mıyım bunları, sen söyledin diye ama yalnızca, bir tek sen söyledin diye katmer kademe değişecek miyim daha çok konuşursak. sanmam. bizi öylesine uyuşturmuşlar ki, hayat bize öyle haince, sefilce deneyimler yaşatmış, öylesine kendi menfaatimizin, evvela kendimizin derdine düşürmüş ki, farkedecek durumda bile değiliz, olamayız.


gençerkek: bir proföserin dersi olsa bu söylenenler ciddiye alırız ve fakat, alırlar. bir kitap olsa öğrenmek için can atarsın hatta ister istemez söylenenleri öğrenir, benimser, kabullenir, uygulamak istersin. ben, benim, sadece çeşitli çekimlerin içinde hezeyana, düşünceye, kuşkonmaza düşmüş karşı cinsim, karşındakiyim, dahası, daha çok rakibinim, karşıtınım diye mi vız gelip, diğer kulağından çıkacak söylediklerim, edimlerim, söyleceklerim. sen de mi bana öylesin? herkes kendi sevgisini mi tartıyor diğerinde, kendi sevgisini, bağlılığını denemek için mi, deneyimlerimizin sağlamasını yapmak için mi ilişiyoruz birbirimize. bu da bir ihtimal, lakin ben bunu kabul etmiyorum, senin de kabul etmeni istemem. ikimiz için fantazmaları, idealleri ben yaratamıyorsam, ikimizi oraya ben yerleştiremiyorsam, sen yarat, ikimizi yeşert, yerleştir, didin, ikimize, ikimiz olmak için sen gaz ver biraz da, misalen balkonu açık bırakıp beni bekleme de, gel tut elimden beraber, kapıdan girelim. hatta gel yatağa yatalım.


gençkız: kahve yapacaktım, hem de sırf sana ve özene bezene. fakat aman be, kahveye de sıra gelir, hadi çıkarsana atletini.


gençerkek: işte buyur, işte buyum. sarılalım, uyuyalım.


gençkız: yorulalım, uyuyalım. hayat bizi yordukça dinlenelim, dinlenip dinlenim, birbirimizde yorulalım.


gençerkek: öp beni.


gençkız: onu söylemek bana yakışır.


gençerkek: anlıyoopmuuucckckckahsk.


dış ses: öğk ve böğğğk. hayat ulan benim adım, tekerinize çomak sokacağım sizin eşşek sıpaları.

2003 kaybedenlerkulubu.com