Anasayfa | KaybedenlerKulübü | Bende yazayım | Saçmala | FotoLOG |Son |Linkler |İletişim

Gönderen : DuCHe _SeL

 

İlk Nefes


Kış mevsiminde, bir pazar sabahı doğmuşum ben. Annem öksürerek doğurmuş beni. Doğum öncesi gittiği bir eğlenceden dönerken üşütmüş olsa gerek, ertesi hafta öksürük krizleri başlayınca ben de dayanamayıp fırlamışım dışarı. E haliyle doğumu bu şekil olan bir zatın hayatı da öksürükten fırlama anılar şeklinde geçiyor J Birden bire habersiz geliyor anılar ve öylece geçiyor. Üstüne üstlük burcum bile tam olarak belli değil benim. 18 Şubat cumartesiyi, 19 Şubat Pazar sabahına bağlarken başlamış doğum sancıları, 4 saat sonra da solumuşum açık havayı. Kova mıyım balık mı belli değil. Bu bağlamda ikilemler doğum anından itibaren başlıyor J. Bir gezegenin ters bir diğerinin düz etkisine maruz kalmış olabilirim. Ölümle burun buruna da gelmişim doğduğumda, üstelik binde bir rastlanılan bir kan uyuşmalığıyla, ilginç değil mi? Doğum ve ölüm aynı anda… İyiki doğdun dilemma J.

Korkarım ikilemler üzerine kurulu benim hayatım. Devasal bir sevgi yumağında boğuldum, devasal baskılar altında kaldım. Kendi sevgi tanımımla beni sevenlerin sevgi tanımını bağdaştıramadım, yanıldım, bocaladım zaman zaman. Herkesin her dediğini anlamaya çalıştım, kimseye kızamadım empatilerden, herkesin her yaptığını anlamdırmaya çalışıp kafamda, usanmadan her söylenen kırıcı sözün açıklamasını kendi kendime yapmaktan, kendi yaptıklarımın, arzularımın açıklamasını anlatamadım beraber olduklarıma. Sakladım kendimi, herkesin sevgilisi oldum ama kendim yalnız kaldım aralarında. Sakladım kendimi, dolap karanlıklarında, tuvalet fayanslarında. Herkesi mutlu edebilirsem anlarlar belki benim isteklerimi diye düşünmüş olmalıyım herhalde o zamanlarda. Oysa hayalimdeki dünya çok farklıydı geçmişten beri kafamda. Ruhum hep başka yerlerdeydi her ortamda. Zamanla benim de sıram gelecek diye düşünmüştüm. Zamanı gelince bir enerji topu olup mor, yeşil, turuncu dağılmayı düşledim durdum yıllarca. Notaların üzerine binip küçüklüğümden beri, yolculuklara çıkmam bilinmeyen diyarlara bundan. Ben uçmaktan, özgürlükten yanaydım hep. Sevgim de özgür olmalı, sevdiğim de özgür, benden bağımsız. Olmadı, olamadı J

Derdim aitsizlik hissiydi kendimi bildim bileli. 15 Ekim 1990 yazıya döktüğüm ilk tarih aitsizlik hissimi, gitme isteğimi. O zamanlardan başlamış çatallaşmalar. Çatalların ucu şimdiye kadar öylesine keskinleşti ki. Nefes alırken yüreğime batıyor bazen. Bir süre sonra insan kendini zincirlerle bağlanmış hissediyor yeryüzüne ve kopup gidesi geliyor ama beceremiyor işte bir türlü. Zincirler ete kemiğe dönüşüyor bekledikçe. Organik bağlar can acıtıyor çekiştirince. Sonra sıkıntılar kalp çarpıntılarına dönüyor kanın damarlarda kaynayarak dolaşırken.

Hiç kanının damarlarında dolaşırken çıkarttığı sesi dinledin mi sessizlikte… kulaklarında çınlar uğultusu. Yaşıyorsun diye fısıldar kulağına…İçin kabarır bazı anlar, bilirsin. Bende sürekli bu hissiyat. Sanki patlayacak bir yanardağ gibi hissediyorum kendimi. Öylesine kusasım geliyor ki içimdekini boşaltma arzusuyla. Bazen kusarsın gerçekten, yorulur kalırsın, rahatlarsın, ve bazen ağlarsın. Ama kimi zaman olur ağlayamaz olursun günlerce, aylarca. Ağlamak bile lüks olur, boşaltamazsın içini bir türlü.

Nerde kaybettim tutkuyu bir bilebilsem, hayata bağlılığı nerde kaybettim? Her anı hakkını vererek yaşamakta, mutluluğu sömürürcesine içime çekmekte, hüznü de en güzelinden yaşatmakta ruhuma üstüme yok belki ama olsa da olur olmasa da hissiyatı nerden çıktı da böylesine esir aldı beni bulamadım gitti. Çocuksu gülümsemelerimi yitirdim ben. İçten gelen çocuksu sesleri, düşünceleri kovan naynaynom'lar aldı. Nasıl doğdu birer birer, nasıl çoğaldı nüfusu benlerimin fark edemedim.

Sürekli sorgulamalarım, tatminsizliklerim, doyumsuzluklarım… ardı arkası gelmedi. Neyle besledim zamanında kendimi de doyamıyorum şimdi ve neye doyamıyorum; cevabını veremedim....

Pencere pervazları uçurumlarım; kanat çırpamadım, çok istedim... uçamadım…

Hayal tutkular yarattım. "Ben" bulaştırmak istedim her tanıdığımın yüreğine… çocuksu şımarıklıklar işte...

Öyle bir dünya var ki hayalimde...
Kelimeler kifayetsiz.
Yaşaman lazım; ve ben hayalimle gerçek arasında sıkıştım kaldım…
Gidip gelememelerden, gelip hasret çekmelerden bunaldım
Benim değil bu gerçek. Ben hayalimle, kendi gerçeğimle, gidip gelmeden, hasret çekmeden...
Parmaklarımı şıklatıp yok olasım var, tüten dumana karışasım var… çığlık olup yayılasım var dalga dalga.

Gidesim var bırakmıyorlar…
Ceviz kabuğuma kıracak bulma umuduyla, benlerim beni bırakmıyorlar…
Oysa onlar da bal gibi biliyorlar kıracak kabuğun içinde, bilmezden geliyorlar J

2003 kaybedenlerkulubu.com