Anasayfa | KaybedenlerKulübü | Bende yazayım | Saçmala | FotoLOG |Son |Linkler |İletişim

Hersey yerli yerinde, yorlu yolunda yordamında,

Herkes kendi kendine kendine malzeme sonunda. Hep yazarım sonunda şiir olur. Olmasın isterim. Şiir yazmak istediğimi bilmesinler veya sanmasınlar. Benim yazmak istediğimi, kaydetmek istedigimi danmasınlar. Heryerde herşeyde şiirii görsünler. Şairler kalmasın yazarlar da. Bunları anlatmanın gereği kalmasın. Ne bilsin adamnefret ettiğini yazar yazana kadar. Size “çok kızgındı, yerinden dogruldu” yazarsa yazar. Siz anlarsınız ya tam olarak ne oldugunu (sanırsanız), iste onun gibi herkes herşeyi, görsün bilsin. Bir adam kalamsın ki mesela “aşk nedir” diye bir kitaptan ögrensin. Kitaplar şiirler hepsi yalan olsun. Ben gökyüzüne baktıgımda yanımda duran adama söyleyecek sözüm kalmasın.

“Ne kadar büyük br inançla istiuyorum bunu bilemezsiniz.” İşte öyle olsun ki bu dediğim söz sadece komik olsun. “Biliriz “ demeye gerek kalmayana kadar değişsin ne varsa.

Yani büyük devrimi istiyorum. En olmayacak devrimi. Bu beni de büyük mü yapıyor. Sanmıyorum, duyan yok k devrimié!

Çin atasözlerinden birinde; Biz hep düşünürüz bu nedenle huzuru bulduk diyeni var mıdır? Yok kötülemem ben onları da. Bir söylemişler ki bakın ne demişler;

Bir Gün mutlu olmak istiyorsan, içki iç

Bir Hafta mutlu olmak istiyorsan, tatile çık

Bir Ay mutlu olmak istiyorsan, evlen

Bir Ömür mutlu olmak istiyorsan, toprakla uğraş

Bir Ömür mutsuz olmak istiyorsan, insanla uğraş

... Ne kadar utandım.

Söylemişler de lafın muhatabı yok. Hani lan bu atalar kimler? Uyanıktır tüm devletlerin ataları! Atalarını sitsen afedersin kimi sittin belli değil.

Konudan geliyorum konuya geri geliyorum; Ben bir yandan kırıldım bu sözle. Elimden ayağımdan ruumdan nasıl söktü aldı. Hani filmlerde olur. Adamın bugüne kadar inandıgı gerçekler yalan olur. Birden bir ışık söner bir ışık yanar. Eski ışıgın aydınlattıkları kaybolur hepsi gece ile bir olur, yoklaşır. Öyle ki artık yol diger taraftadır. Ben de bu olsun istiyor işte bu Çinli pezevenk. Sen filozofsun ben de filozofum. Sen gerçekleri yazıyorsun, ben insana layık olanı. Sözün dilden dile gezecek ve o söz milyon kere söylenecek. Ne olur “bu dünya kötü bir dünya” diye binlerce kere söylense? Ne daha iyiye gider? Benim dediğimi söyleseler ya; Benim ömrümü adadıgım ama bundan haberi olmayan insanoğlu! Sizden nefret ediyorum. Bu halimle de sizden biriyim.

Çok çabaladım da insana karşı hep kaybettim. Bu sözümde de bir hata var. Ka za nı yor sun. Başka yolu yok bunun. Öyle bir kazanıyorsun ki hem de... Bak bu Çinli Atanın söylediğini belki hapiste bir adam az önce okudu. Bir arkadaşına da gözterdi sonra, ne dersin diye. Bu adamlar en az 20 sn düşündüler. İşte kim oldugu bilinmeyen bir Çinli’nin başarısı.

Dostum! Bu kadar romantik olmanı istemiyorum senden. Olmasan da olma zaten. Ama beni anla. Beni tam anla. İstediğim sana anlatmak değil ama. Yani beni nasıl anla biliyor musun? Eskiden aynı şeyleri hissediyorduk da konuşuyorduk ya. İşte onun gibi şimdi konuşmadan anla. Bana sıkıntılarını anlatma. İma et bana yetsin. Hiç konuşmadanm paylaşalım o sıkıntıyı. Yazarlık da yapma şairlik de yapma bana. Benden bunu bekleme tabi dostum. Beni görmüyor musun? Sana kızmıyorum. Yani telefonu duymuyorsun dostum, duyupta açmamazlık değil bu biliyorum. Hem kendime hem sana kızmıyorum.

“Alıştım yıllardır ben yokluğuna, Bir tek dileğim var mutlu ol yeter” işte şarkılarla sesleniyorum. Ama bak bir konu daha var. Biz şartların filozofuyuz. Bu şartlarda bize gökyüzünü gözteren olmadı. Biz görene kadar. Sana koşarak geldim. “Birşey gördüm ben, birsürü yıldız. Orada yıldızlar çok fazlaydı” dedim. Sonra uçtuk gittik. Baktık ki gökyüzüne “bu samanyolu” dedin bana. İşte buydu dostum. Ya görmeseydim ben samanyolunu? Dostum deprem oldu. İnsanlar yıldıları gördü korktular. Samanyolundan korktular. O yüce sarmaldan. O göklerin harikasından. Allan’ın lütfu burada. Gözyüzünde. Ya ben samanyolunu ilk o gece görseydim? Sana ne kadar hızlı koşsam da yıllarca fark olur arada. Dostum zamanında görmemiz gerekeni gördük. Tam zamanında. Şimdi görmelerden ötesini beklerken miyoplaşmış gözlerinle karşımdasın. Bana olan sevgin ne güçlü dostum. Yine de buradasın. Teşekkürler.

Şimdi senden istediğim yine görmektir. Beraber. İstersen en baştan! Yani bir çiçek gördüğünde neden burada diye sormak, “doruklara sevdalandım” derken diyecek söz bulamamak istiyorum. Aşmaktan geri dönmek yani.

Ama sanışlarımdan yüz çeviremiyorum. Seni anlamamak var en üst çekmecede. İşte bu yüzden uzuun uzun konuşmalıyız, biliyorum.

Kırılıyorum, bu hiç olmazdı bende ama. Kızardım, kızdıgımı da görürdün her zaman. Ama kızmak gibi birşey değil kırılmak. Bu duyguyu geç yaşadım sanırım. Ben hiç kırılmamışım galiba sana. Şimdi Uguru anlıyormuyum acaba? Acaba o çok mu kırıldı? Bana kırıldım derken bundan mı söz ediyordu? Olmaz, bu iş çok çıkmazda.

Yarın ne yapsam dostum. Ben her yana adım attım hepsinde en fazla iki adım gittim. Bir de baktım insanların en güzeli yanımda değil. Hep geri döndüm bir yeni yol bakındım durdum. Seni Çinli seni. Sen durdun ve bana “hiç yol yok” “hiç yol kalmadı” dedin hep. Bana şunu söyle hele sen bana : “bundan ne keyif aldın?” Sen de ben de filozofuz dostum. Biliyorsun gökyüzünde herşeyi görürsün. Aynı gökyüzü değil mi bu, ne oluyoruz?

Şimdi benim listemde şu tekerlemeler var ay balam;

İnsanlar birşeler yapar. Ama çok genelde yanlış işler yapar. Bu insanların bende de iyi işler yuptıgı muhakkaktır. Kim olursa olsun mutlaka bir işi senden iyi yapıyordur. Bu adama kendi erdeminden verirsin o da sana verir. Sen ister gizli ol ister açık. Ama sen bildigin gibi ol. Yani olman gereken hal erdeminin etlenmiş halidir.

Dogada simgeler vardır. Herşey ve hiçbirşey göründügü kadar yalın değildir. Doğal oldukça şaşırtıcıdır. Tesadüflerin sozsuzlugu vardır doğada. O zaman doğa “doğal” değildir. Doğal olanda insan parmaklarının izi hiç bozulmadan durmaktadır. Dünya akıcıdır. “Son” ve “ilk” her an vardır.

Şöyle düşünmeli her an : “yolculuk sonunda varılan yerin adı son duraktır. Yolculuk ile son nokta karışmamalı! Orada yapacak birşey kalmamıştır. Oysa ki yolculukta hep yapılması gerekenler vardır.” “Nerede oldugunu anlaman ile başlayacak yolculuk. Ama dur yoksa sen geri mi dönüyorsun? Daha iyi, gel alnından öpeyim seni Hey yoksa korktugum gibi mi? Sen son duraga vardın mı? Öldün mü gerçek anlamda? Mezar taşını ben dikerim. Ve yemin ettiğimiz gibi devam ederim yola dostum. Arkamda ciğerimden bir parça kesip bırakırım kartalların yesin diye.

Annelerin değerini anladıgımda dostum. Şunu da anladım ki kadınlarımız bizi sevemezler. Onların kanından değiliz. Dünyaya yayılmış en enteresan virüs bunlar. Hani görmezden gelinecek kadar da hoş. Bizi kullanıyorlar. Kendilerinden canlı üretiyorlar bunlar. Ben seviyorum hallerini. Çok iyi kamufle olmuş uzaylılar bunlar. Kadınları bu yüzden sevmek lazım. En güzel huylu virüsümüz bunlar. Öyle ya bir kadın dünyanın kaderini değiştirmez mi? Benim kadınım ne derse o olmaz mı dünyamda? Zaten onun dediği olmasa ne farkedecek ki? Bunu bilmez ve “ister”, bunu bilir ve “veririm” herşeyi.

Yokoluş insan eliyle olacaktır. Bunun engeli yoktur. Tek yaptıgımız geciktirmek olur. Bize “geciktiriciler” denilmesi yeğdir dostum. Ölümünden sonra dahi geciktiricilerden olmak için Ata olmak lazımdır. Çin Atası gibi örneğin. Tüm dünyayı yoketmeye yeminli bir grup sarı Ata.

en önemli tekerleme :

Dostum senden vazgeçtigim yok. Ama herkes kadar yorma beni. Daha az veya çok olsun ama herkes kadar olmasın ne olur?

Anlayış sınırları, ülke sınırları, bahçe sınırları vardır. Bahçelerde meyve ağaçlarına dalanlar bundan vardır. Bahçelerde herkese yetecek kadar elma vardır ama kimseye yetmez. Herşeyden önce bir bahçe vardır. Ağacı eken ölmüştür. Ağaç bin yenisini doğurmuştur ama ölen öldüğü ile kalmamıştır. Ağaç hep bahçe içindedir ve yasaklıdır. Babadan oğla mı geçmektedir? Yoksa baba ve oğul kullanma hakları ağaca mı geçmektedir? Kim kimin sahibidir belli değil. Ya dostum ne komik ki toprak efendimizdir. Kim kimin sahibi dostum? Asaleti ve gücü ile, bilgeliği ile izlemiyor mu bizi?

Yemek yemek için ara veriyorum. Belki de bitmiştir tüm sözlerim.

Çaba içinde olanlara saygı duyuyorum. Sen film yapsan herşeyi görünmesi gerektiği gibi mi gözterirdin. Yoksa insanlardan onları görmelerini hatta bazen de sezmelerini beklemez miydin? Her cümlenin bir açıklayıcı cümlesini yazar mıydın senaryoya? Dostum dünyaya bak. Herşey göründüğü kadar mı? Dünyadaki kaosun içinde güzellikleri ve inanılmazlıkları içinde yaşayan her tülü canlıyı cansızı görmüyor musun? Senin eline verilmiş keşfedilmemiş yepyeni bir oyuncak. Hem senden sonra da olacak. Hep yeni bir sen olacak ve onunla oynayacak. Dostum sen de olsan bu filmi çekmez miydin?

İş teklifi ;

Zamanını boşa harcamayacaksın. Ne yaparsan yap zamanını boşa harcamayanlardan biri olacaksın.

“Onlar ne yaparsa yapsınlar zamanlarını boşa harcamış olmazlar”


2003 kaybedenlerkulubu.com